|
Baharın o güzel havasını ciğerlerimin en kuytu köşesine kadar çekiyordum. Yanımda dostlarımın olamayışının vermiş olduğu hüzünlü o daracık ve uzun yolda yürüyordum. Ağaçlar ve kuşlar benim yalnız olduğumu sezebilmişler ki tüm güzelliklerini ayağıma seriyorlardı.
Çiçeklerin bahar ayına neden bu kadar aşık olduklarını şimdi daha iyi anlıyordum. Çünkü o bahara bende aşık olmuştum. Bu yüzden hiç yorulmayacakmış gibi, hiç durmayacakmış gibi kendimi o serin baharın kollarına atıyordum. Bahar da beni sımsıkı kucaklıyor ve güzel kokusunu tüm bedenim hissetsin diye sıcak bir rüzgârla etrafıma dağılan bahar kokusunu içimin ta derinliklerine taşıyordum. Bu durumdan iç organlarımda memnun olmuştular ki ruhuma hiçbir müdahalede bulunmuyorlardı. Aksine, temiz ve güzel havayı içime çektikçe daha fazlasını istiyorlarmış gibi büyük bir istekle çalışıyorlardı. Kalp atışlarımın sesi güneşe kadar gidiyordu. Bunu duyan güneş bana bakıp gülümsüyordu. Hissedebiliyordum; ‘ben güneşe âşıktım, güneş de bana’ Ama bunu duyup kıskanmasınlar diye kimseciklere söylemiyorduk.
Baharın güzel kokusunu içime çekerek yürümeye devam ediyordum. Ayaklarım bazen bedenime karşı bir iç isyanı başlatıyordu. Ancak ruhum bu isyanı kısa sürede bastırıyordu. Biraz yürüdükten kısa bir süre sonra ayaklarım tekrar isyan çanını çalıyordu. Bu duruma fazla dayanamayıp kendimi bir kavak ağacının altına attım ve dinlemeye koyuldum. Güneşim beni yalnız bırakmıyor, hemen tepemde beni izliyordu. Güneşle bakışmamız devam ederken gözlerime çam ağacının altında oturan genç bir bayan ilişti. İlk önce fazla önemsemedim. ‘Her halde birini beliyor’ diye düşündüm.
Belli bir zaman geçtiğine rağmen genç bayan hala ağacın altında oturuyordu. Dayanamayıp yanına gittim. Biraz yanında oturduktan sonra soru sorma faslına geçtim. İlk sorum ‘burada birini mi bekliyorsunuz?’ sorusu olmuştu. Genç bayan uzun bir süre hiç konuşmadan gözlerimin içine baktı. Bir an korktuğumu fark ettim ve kendime hâkim olmaya çalıştım ama pek başarılı olamadım. Korktuğumu fark eden bayan yüzünde beliren hafif bir gülümsemeyle anlatmaya başladı. ‘Tepemizde duran ve sürekli bize gülücükler saçan güneşin uğruna kaç kişi hayatını kaybetti biliyor musun? Aaa pardon özür dilerim; nerden bileceksiniz ki. Siz daha kurban olduğunuzun farkında değilsiniz’
Anlamsızca yüzüne baktığımı gören genç bayan konuyu anlayabileceğim bir şekilde anlatmaya başladı: ‘Güneşin o gülen yüzü herkesi etkilediği gibi kardeşimi de etkilemişti. Zaten her şey etkilenmekle başlamaz mı?’
‘Kardeşim cıvıl cıvıl öten kuşların sesiyle başlamıştı güne. Onun için hayat yaşamaya değerdi ve hiç kimse onu istediği hayattan vazgeçiremezdi. Günlerden salıydı ve saatler 14.00’ü gösteriyordu. O an için tek istediği şey bu ince ve uzun yoldan yürümekti, baharın o güzel kokusunu içine çekerek doyasıya yürümek. İstediğini gerçekleştirdi ve dışarıya çıktı. Tıpkı senin gibi başlamıştı güne. Senin gibi mutlu ve huzurlu bir şekilde ‘merhaba’ demişti gökyüzüne. Ama sen şanslısın sana anlatacaklarımdan sonra belki sen kurtulursun fakat o, o artık yaşamıyor.’
Yanımdaki bayanı dehşet içinde dinliyordum. Acaba ne olmuştu kız kardeşine? Genç bayan olanları sindire sindire anlatıyordu. ‘Bu kadar güzel bir günde kardeşine ne olabilir diye düşünüyorsun değil mi? Kız kardeşim şuanda oturduğumuz ağacın altında güneşle tanışmıştı. Güneşin ona aşık olduğunu sanıyordu. Fakat o çok sevdiği güneş ona en büyük kötülüğü yaptı. Ona ışınlarıyla gönderdiği devasız bir hastalıkla onu bu dünyadan alıp götürdü. Ben her yıl aynı gün ve aynı saatte gelip bu ağacın altına oturuyorum. Belki o çok sevilen güneş bana acır da benide kardeşimin yanına götürür. Şimdi anladın mı burada neyi beklediğimi?...
Bakın burada Güneşin yerine başka bir şey anlatmak istedik ee artık oda anlayabilene...
(Her türlü eleştiriye açığız efenim :) )
|