ÖLÜ BİR ADA BİR EV...

Yaşamın acı ama gerçek sahnelerini görmekten bıkanlar koşa koşa bana gelirler. O sahneleri her defasında görmek çok acı olacak ki bana gelen bütün insanlar o sahneleri bir an olsun unutmak için kendilerini benim güzelliğime bırakırlar ve dinlenmeye koyulurlar. Gerçi bu dinlenme çok uzun sürmez ama onlara bu kadarı bile yetiyor. Bunu ben değil, bana gelenler söylüyor.
Önceleri bu kadar rahatlatıcı bir etkimin olduğunu bilmiyordum. Ancak insanlar şehrin o sıkıcı ve bunaltıcı halini görüp bana kaçmaları, aslında ne kadar değerli olduğumu bana göstermeye yetti. İnsanların dediklerine göre şehrin gittikçe yapılaşması ve teknolojiye ayak uydurması onları sıkmaya başlamış. Bu durumdan bir an önce kurtulmak için ilk ve tek çare olarak bana koşmayı kararlaştırmışlar. İşte o günden beri, yani 20 yıldır hep böyle devam ediyor.
Onların bu mutluluğu biraz pahalıya mal olsa da yaşadıklarından pişman değiller. Ancak dediğim gibi fiyatım isteklerini gerçekleştirmeyi biraz zorluyor. Fakat her şeye rağmen çok mutlular. Bu mutluluklarına bir ada olarak bilakis ben şahidim.
Ben kendim için insanların ‘hayatı’ insanların ‘tek yaşam kaynağı’ diyebilirim… Bu güzel adam da güzel birde bir evim var. Oda kendini anlatınca;
Ben beş oda, bir salon, uzunca bir giriş, bir lavabo, bir banyo, bir kütüphane, bir mutfak, bir gazete odası ve büyük mü büyük bir balkondan oluşuyorum. Balkonumda güzel mi güzel mor menekşeler, sümbüller, kasımpatıları, mavi mine çiçekleri, ballıbabalar, her renkten güller, papatyalar, asil orkideler ve utangaç karanfiller yetişiyor. Balkonumun sağ tarafında bir masa ve bir sandalye bulunuyor. İnsanlar genelde tek başlarına balkonumda güzelliğimi seyrettiği için tek sandalye bıraktım balkona. Böylece düşünmek için pek çok zamanları oluyor. (geçmişi ve geleceği ve de kendilerini)
Balkonuma çıktığınızda adanın inanılmaz güzelliği karşınızda. Özellikle mavi, güzelliğini gökyüzünden almış bir deniz ve onu sımsıkı saran sarı- sıcak bir güneş görürsünüz. Karanlık bastığında, deniz yalnız başına kalmasın, sıkılmasın diye güneş yerini ay’a bırakır. Sabahın ilk saatlerine kadar denize eşlik eden ay, seher vakti yerini tekrar güneşe verir ve aniden ortadan kaybolur.
Balkonumdan mavi denize bakanlar bir ‘ohh’ çekip hemen aşağıya inerler ve denize doğru koşmaya başlarlar. Dışarıya çıktıkları zaman da onları türlü türlü güzellikler bekler. Kapımdan çıkıldığında hemen sağ tarafımda kocaman bir orman belirir; sol tarafımda ise iki yaşlı ağaç ve aralarında bir hamak; hamağın hemen yanında bir masa ve onun üzerinde de türlü türlü meyveler, meyve suları bulunur. Hemen arka kısmımda türüne rastlanılmamış hayvanlar barındırıyordum. Hepside benim gibi zararsızdı insanlara.
İnsanlar eskiden beri çizgi oynamayı çok sevdikleri için benim arkamda bir çizgi yapmışlar. Ben, beni kirlettikleri için ne kadar kızsam da yinede çizgi oynamaları hoşuma gidiyor.
(İşte bir zamanlar, böyle bir güzellikteydik ama şimdi yokuz, neden mi; insanlarımız yüzünden ortaya çıkan küresel ısınma nedeniyle şimdi sadece ölü bir ada ve evim…)
Burada verilmek istenen mesaj çok açık ortada ileriki yıllarımızı düşünüyorsak şimdiki zamanımızın bilincinde olalım artık…
İSRAF OLMASIN.
|